SİYASİ ETİK KANUN TEKLİFİ

“Bu teklif Türkiye’nin ve demokrasimizin ihtiyaçlarını karşılamıyor”

ALGAN HACALOĞLU
11 MAYIS 2016
UZMAN GÖRÜŞÜ

Bugünlerde TBMM’de görüşülmekte olan siyasi etik yasa teklifi üzerine 19, 20, 22 ve 23. dönem CHP İstanbul milletvekilliği yapmış olan Algan Hacaloğlu’ndan neden bir siyasi etik yasasına ihtiyaç olduğu, bu alandaki uluslararası örneklerin nasıl düzenlendiği, mevcut siyasi etik yasa teklifinin olumlulukları ve eksikleri ile ideal bir siyasi etik yasasının neleri içermesi gerektiği konusundaki görüşlerini aldık.

 

Neden yeni ‘siyasi etik’ kurallarına ihtiyaç var?

Daha önce de vurduladığım gibi, devletin birçok tanımı vardır. Ama bir tanımı, devlet bir hukuk sistemidir. Hukuk, kaynağını ahlakta bulur. Siyaset, bir kamusal ve toplumsal görev ve sorumluluk alanıdır. Günümüzde, ülkemizin demokrasi kültürü genelde yetersiz düzeydedir. ‘Demokrasi kültüründe, toplumun örgütlülük düzeyinde ve bireylerin davranışlarına yön veren kurallardaki’ yetersizlik, sonuçta ‘kamuoyu baskısında, sivil toplum örgütlerinin katkısında ve oto-denetim mekanizmalarının etkinliğinde de yetersizlik ve duyarsızlıklar yaratmaktadır. Bu olgu giderek siyasette, kamu kesimi ile çıkar çatışmasının daha ileri boyutlara ulaşmasına neden olmakta; siyasette kalitesizliğin yaygınlaşmasını gündeme getirmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da, siyasette ‘etkinsizlik, güven kaybı, saygınlıkta gerileme ve erozyon’ temel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. O günden günümüze aradan geçmiş olan 16 yıla rağmen, ne yazık ki , bu alanda gelişmiş demokrasi ülkelerinde geçerli olan ‘çağdaş, saydam, evrensel hukuk normlarına uygun’ demokratik ortam, ülkemizde hala yeterince hayata geçirilememiş; bu alanda mevcut sorunlar kontrol altına alınamamıştır.

Günümüzde, ülkemizin ve çevre ülkelerin çok yönlü sorunlarla kuşatılmış olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Sosyal hukuk devleti yapımızın her geçen gün yeni yaralar aldığı, ‘kuralsızlığın kurala, hukuksuzluğun adeta geleneğe’ dönüşmekte olduğu bir ortamdayız. Bu durum, demokrasimiz için giderek daha ağırlaşan bir yük oluşturmakta, insanlarımızı, toplumumuzu fazlasıyla yormakta ve bunaltmaktadır. Bu koşullarda, toplumumuzda giderek yaygınlaşmakta olan ‘yolsuzluk, kuralsızlık, adaletsizlik ve eşitsizlik’ algısı, sosyal dokumuzu derinden tahrip etmekte, siyasete ve siyasetçilere yönelik ‘güven duygusunu’ giderek eritmekte, siyaset saygınlık ve etkinlik erozyonuna uğramaktadır. Bu olumsuzlukların öncelikli nedeni, yıllardır Amerika ve AB ülkelerinde yürürlükte olan “çağdaş siyasi etik (ahlak) kurallarının” hala iç hukukumuza yeterince yansıtılmamış ve siyasetin pratiğinde gereğince hayata geçirilememiş olmasıdır. Bu alandaki eksiklikler, demokrasimizin kamburudur, çoğulcu parlamenter sistemimizin, ülkemizin gelişmesinin önündeki en önemli engeldir. Günümüzde ‘temiz siyaset, dürüst yönetim, açık toplum’ yapılanmasının gerçekleştirilmiş, ‘adalet, erdemlilik, şeffaflık ve siyasete güven’ duygularının yeterince yeşertilmiş olduğu bir Türkiye, toplumumuzun ortak özlemi haline gelmiştir.

‘Temiz siyaset’ ilkesinin ülkemizde gereğince hayata geçirilememiş olması, ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, milletvekillerinin, ülkemiz siyaset kurumlarının bütününün’ ayıbıdır! Tüm gelişmiş demokrasi ülkelerinde siyaset bir ‘kamusal / toplumsal’ görev ve hizmet alanıdır. Siyaset bir fazilet yarışıdır, bir özveri alanıdır. Öyle olmalıdır. Milletvekillerimiz siyaseti böyle algılamalı, böyle yaşamalıdır. TBMM’nin etkinliği, güvenirliliği ve toplum önünde saygınlığını korumak ve sakınmak başta milletvekilleri olmak üzere, tüm siyasetçilerin en öncelikli görevidir. Milletvekilleri ve (varsa) dışarıdan bakan olanlar, ‘yaşamları, uğraşları, üslupları ve davranışları’ ile topluma örnek olmalı, ‘erdemli ve ilkeli’ tavırları ile toplumun güvenini kazanarak, demokrasimizin önünü açmalıdırlar.

 

Günümüzde gelişmiş demokrasilerde kabul görmüş çağdaş ‘siyasi etik kurallarının’ ülkemizde etkin olarak hayata geçirilmesi,

  • ‘Kuralsızlık ve yolsuzluklarla’ etkin ve kalıcı mücadeleye olumlu katkı sağlar. Toplumumuzda, ‘kamu yararına duyarlılık, dayanışma ve paylaşımcılık’ duygularını, sosyal hukuk devleti yapılanmasına yönelik beklentilerini pekleştirir.
  • Milletvekillerine ve siyaset kurumlarına yönelik ‘hesap verilebilirlilik ve güvenirlilik’ duygularını güçlendirir, siyasetin saygınlığını artırır.
  • Siyasetin ve siyasetçilerin ‘kalitesini, etkinliğini ve verimliliğini’ artırır.
  • Evrensel ‘erdemlilik ve dürüstlük, bütünlüğü ve ortak değerleri sahiplenme, sorumluluğu üstlenme ve paylaşma, barış ve hoşgörü’ ilkelerinin ülkemizde de kökleşmesi, dış dünyada itibarımızın artmasına, dış ilişkilerimizin daha güçlenmesine önemli katkı sağlar.

 

Çözüm, yeni çağdaş ‘siyasi etik’ kurallarıdır: Bu konuda; yaygın kabul görmüş, çağdaş evrensel kuralların, bunun için gerekli normların ve yasal çerçevenin ülkemizde de hızla uygulamaya geçirilmesidir. Siyasetin bir zenginleşme aracı olmasının, kamu yararı ile çıkar çatışmasına girilmesinin tüm kapılarının kapatılmasıdır.

  • Çözüm, çağdaş ‘siyasi etik/ahlak’ kuralları hayata geçirilerek, siyasette ve kamu yönetiminde ‘erdem, dürüstük, kalite, yetkinlik, açıklık ve saydamlığın’ temel ilke haline getirilmesidir.
  • Çözüm, siyasette ve kamu yönetiminde, her türlü yozlaşma ve kirliliğe, etik dışı ilişkilere, ‘tüccar siyaset’ anlayışına son verilmesi, ticaret ile siyasetin göbek bağlarının kesilmesidir.
  • Çözüm, ‘siyaset, medya ve ticaret’ arasındaki ilişkilerine saydamlık ve açıklığın sağlanması, siyaset ve kamu yönetiminin, ‘sermaye, cemaat ve çıkar’ bağlarından arındırılmasıdır.
  • Çözüm, siyasette paranın egemenliğinin kırılması, siyasi partilerin ve adayların seçim harcamalarının etkin denetim altına alınması, siyasetin finansmanında şeffaflığın eksiksiz olarak sağlanmasıdır.

 

Aksi halde ülkemizde, TBMM’nin ve siyasetin çıkar kuşatmasına alınması süreci sona erdirilemez, yolsuzlukların önü alınamaz, siyasetin saygınlığı korunamaz, demokrasimizin gelişmesi sağlanamaz.

 

Uluslararası iyi uygulamalar ışığında siyasi etik üzerine bir kanun hangi ölçütleri karşılamalıdır? Farklı ülkelerden uygulama örbekleri verebilir misiniz?

‘Siyasi etik’ konusunda uluslararası uygulamalardan şu örnekler verilebilir. Birincisi, Kıta Avrupası ülkelerinde milletvekillerinin, kamu ile çıkar çatışması yaratmamak kaydıyla, ‘parlamento dışında gelir getirici faaliyette bulunabilmeleri, ancak bunları beyan etmeleri’ kuralı yürürlüktedir.

Bu genel çerçeve içinde, Almanya, Portekiz, İspanya, İsveç, Hollanda, İngiltere, İrlanda, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya ve İtalya milletvekilleri,

  • Milletvekilliği dışında, kamu ile çıkar çatışmasına girmemeleri kaydıyla parlamento dışında iş yapabilirler, kazanç sağlayabilirler. Ancak sağladıkları tüm kazançları, bu kazançların kaynağı olan tüm faaliyetlerini, her yıl ayrıntıları ile beyan etmek zorundadır.
  • Kendi ‘parlamento etik komisyonları’ tarafından belirlenmiş olan kriterler dışında hediye kabul edemezler. Kabul ettikleri hediyeleri beyan etme zorundadırlar.
  • Kendi ‘parlamento etik komisyonları’ tarafından belirlenmiş olan kriterler çerçevesinde, kendilerine, eşlerine ve bakmakla yükümlü çocuklarına ait tüm mal varlıklarını, borç ve alacaklarını, parlamento dışında elde ettikleri tüm gelirlerini, her yıl beyan etmek zorundadır. İlgili parlamentoların etik komisyonları ise, milletvekili mal bildirimlerini kamuoyunun bilgisine açık tutmakla yükümlüdürler.

 

Bu arada Fransız milletvekilleri,

  • Devlet desteği alan şirketlerde, finans kurumlarında, halka açık şirketlerde,
  • Kamuya veya yabancı devletlere mal ve hizmet satan şirketlerde,
  • Arazi alım satımı yapan, gayrimenkul inşaatı yapan şirketlerde para karşılığı yöneticilik yapamazlar, çalışamazlar.
  • Milletvekili maaşları ile, Parlamento dışında sağladıkları tüm kazançlarını, bu kazançların kaynağını oluşturan tüm faaliyetlerini her yıl beyan etmekle yükümlüler.
  • Meclis Etik Komisyonu ise, her yıl verilen milletvekili mal bildirimlerini kamuoyunun bilgisine açık tutmakla yükümlüdür.

 

İngiliz milletvekilleri, ‘bencil olmama, tutarlılık, objektif olma, hesap verilebilir olma, açıklık, saydamlık, erdemlilik, liderlik’ kriterlerine uyum sağlamalıdır.

Her yıl verecekleri ve Parlamento Etik Komisyonu’nun kamuoyunun bilgisine açık tutmakla yükümlü oldukları aşağıda sınırları belirtilmiş olan gelirlerini, mal bildirimlerine dahil etmeleri gerekmektedir:

  • Parlamento dışı gelirler, aynı kaynaktan yılda toplam 300 pound üstünde olması halinde,
  • Sponsorlar tarafından sağlanan katkılar, tek kaynaktan yılda 1.500 pound üstünde olması halinde,
  • Kabul edilen hediyelerin, tek kaynaktan yılda toplam 300 pound üstünde olması halinde,
  • Arazi veya taşınmaz gelirlerinin, yılda toplam 10 bin pound üstünde olması halinde,
  • Sahip olunan hisse senetlerinin, kayıtlı sermayenin piyasaya sürülmüş toplamının yüzde 15’den fazlası veya sahip olunan toplam hisselerin 70 bin pound üstünde olması halinde, bu durumu, mal bildirimlerinde göstermeleri gerekmektedir…

 

Diğer birçok ülke ise, bu iki temel yaklaşımın karışımından oluşan düzenlemeleri uygulamaktadır. Örneğin,

  • Hindistan’da, milletvekillerinin parlamento dışında kazanç elde etmeleri, yönetim kurullarında görev yapmaları tümüyle yasaktır.
  • İsveç’te, milletvekillerinin parlamento dışında bir ayı aşkın süre ile çalışmaları halinde, o süreye ilişkin milletvekili maaşları kesilmektedir.
  • İsrail’de, ‘parlamento dışı gelirler’ milletvekili maaşının yüzde 50’si ile sınırlanmıştır.
  • Yunanistan’da ise, milletvekilleri, yönetim kurulu üyeliği, genel yöneticilik veya bunlara vekillik görevlerini üstlenemez.

 

ABD’de ise çok daha katı ‘siyasi etik kuralları’ yürürlüktedir. Bu çerçevede, milletvekilliği dışında iş yapabilme, ek kazanç sağlama kriterleri şöyledir:

ABD milletvekilleri ve senatörleri,

  • Mesleklerini icra etmeleri, özel kuruluşlarda kazanç karşılığı görev kabul etmeleri yasaktır.
  • Kazanç karşılığı, şirketlerin ve kurumların yönetim kurullarında görev üstlenemezler, profesyonel hizmet sunamazlar.
  • Milletvekilliği ile eşzamanlı olarak başka bir kamu görevinde kazanç karşılığı bulunamazlar.
  • Devletle taahhüt işine giremezler; herhangi bir kamu kontratının taraflarından biri olamazlar.
  • Milletvekili maaşı dışında, yıllık toplam kazançları 2. baremdeki bir kamu görevlisinin aldığı maaşın yüzde 15’ini aşamaz. Bu miktar 2008 yılı için 25 bin 830 (172.200×0,15) dolardı.

Mal beyanı kriterleri:

ABD milletvekilleri ve senatörleri;

  • Her yıl Mayıs ayında tüm mal varlıklarını, ‘yatırımları, gelirleri ve borç ile yükümlülükleri de’ dahil olmak üzere, kongreye beyan etmekle yükümlüdürler. 10 bin doları aşan bütün kredi, yükümlülük ve borçlar beyana dahil edilir. Bu beyanlarda, milletvekilinin eşi ve bakmakla yükümlü çocukları da dahil edilir.
  • Kongre sekreteryası her yıl, o yıla ait ‘mal beyanlarını’ 15 Haziran tarihine kadar toparlayarak, 1 Ağustos tarihinde rapor halinde yayınlar. Kongre sekretaryası, milletvekilleri tarafından kongreye verilen mal beyanlarını, 30 gün sonra kamuoyunun incelemesine açık tutar. Verilişinden 45 gün içinde ise, her bir kişinin ulaşabileceği kongre web sitesine yerleştirerek, mal bildirimlerine şeffaflık sağlar, kamuoyuna açık hale getirir.
  • Milletvekili adayları da, seçimlerden 30 gün evvel kongreye mal beyanında bulunmakla yükümlüdürler.

Hediye kabul etme kriterleri:

ABD milletvekilleri ve senatörleri,

  • Hediye verenin ‘kayıtlı lobici, yabancı kişi veya böyle kişileri barındıran bir özel kurum’ olmaması kaydıyla, her defasında toplam değeri 50 doları aşmayan ‘nakit para dışı’ hediye kabul edebilirler.
  • Aynı kaynaktan bir yılda 100 dolardan fazla değerde hediye kabul edemezler.
  • Bir yılda mal ve hizmet olarak kabul edebilecekleri hediyelerin toplamı ise 250 doları aşamaz. 10 dolardan düşük değerdeki hediyeler yıllık toplama dahil edilmez.
  • Bilgi kaynağı niteliğinde kitap, teyp, kaset, yazılı dökümanlar vs. sınırlamaya tabi değildir.
  • Bu sınırlamalar dışında yabancılardan alınmaya mecbur kalınan hediyeler hazineye devredilir.

 

Yeni bir siyasi etik yasasıyla hangi sorunların önüne geçilmesi hedeflenmektedir?

Ülkemizde milletvekilleri ve bakanlarla, onların bakmakla yükümlü oldukları kişilerin, kendileri ile ilgili ‘mali, maddi ve ekonomik’ ilişkileri ve davranışlarını yönlendiren yazılı kuralların kapsamı ve içeriği, gelişmiş ülke parlamentolarının ‘yazılı veya toplumlarının genel değerlerini yansıtan yazısız’ kurallarına göre, oldukça yetersiz düzeydedir. Temiz siyaset ortamının geliştirilmesi, sürece saydamlık getirilerek temiz siyasete etkinlik kazandırılması, milletvekili ve bakanlara duyulan güven ve parlamenter sistemin saygınlığının artırılması parlamenter demokrasimizin en öncelikli konusudur. TBMM, ülkenin yasama organı olmaktan öte, bir ayrıcalıklı kişiler klübü olmaktan kurtarılmalıdır. Milletvekilleri ve dışarıdan bakan olanlar; yaşamları, uğraşları, üslupları ve davranışları ile topluma örnek olmalı, erdemli ve ilkeli tavırları ile toplumun güvenini kazanarak demokrasimizin önünü açmalıdır.

Bu konularda ki yasal eksikliğin giderilmesi, milletvekilleri ve bakanların mali, maddi ve ekonomik ilişkilerinde kamu yararının gözetilmesi, kamu ve toplum ile çıkar çatışmasına girilmemesini özendirecek siyasi etik kurallarının gelişmiş demokratik ülke standartları düzeyine hızla çıkartılması artık ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiştir. Halen ülkemizde siyasi ahlak konusunda 12 Eylül dönemi ile takip eden yıllarda şekillenmiş olan, tüm batılı demokrasilerin gerisinde kalan, keyfilik ve kuralsızlığı adeta temel alan yasal düzenleme geçerlidir. 1982 Anayasası, milletvekillerinin yapamayacağı işleri tanımlayarak, siyaset etiğinin düzenlenmesine belirli bir çerçeve çizmiş, kurallar koymuştur. Bu kurallar aynen, o konuda 1984’te çıkartılmış olan yasaya da yansımıştır. Anayasa ve söz konusu yasa, özetle, ‘milletvekilleri, kamu kesiminde, sivil toplum örgütlerinde görev yapamazlar, çalışamazlar’ kuralını koymaktadır. Yani, asıl denetim altına alınması gereken, Batı ülkelerinde denetim altına alınmış olan alanlar, -milletvekillerinin özel kesim ile iş ilişkisine girebilmesi – serbest bırakılmıştır, Bence, ülkemizde, siyasi etik kuralları konusunda en büyük çarpıklıklardan biri budur. Şu anda böyle bir anayasal zemindeyiz. Bu zemin, doğal olarak, bizi bu alanda bir hukuki düzenleme sorunu ile karşı karşıya getirmektedir. Bilindiği gibi, Anayasamızın 82. Maddesi ile 3069 sayılı TBMM Üyeliği İle Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun, ‘üyelikle (yani milletvekilliği ile) bağdaşmayan işleri’ aşağıda çerçevede tanımlamaktadır:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, 

  • Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda,
  • Devletin veya diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda,
  • Özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar, vekili olamazlar…

Herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler, temsilcilik ve hakemlik yapamazlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler.

Bir üyenin belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, Meclisin kararına bağlıdır.Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği ile bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir.

 

İlaveten, bu alanda mevcut mevzuat içinde 3628 sayılı “Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu” yer almaktadır. Ancak bu yasal çerçeve, ülkemizin temiz siyaset özlem ve ihtiyacının, siyaset dünyamızın ihtiyaç duyduğu çağdaş siyasi etik, ölçü ve kriterlerinin karşılanması açısından yetersiz kalmaktadır. Örneğin, 3069 sayılı yasada yer alan düzenlemenin, özellikle, milletvekilleri ve bakanların özel kurum ve kuruluşlarla iş ilişkisini kapsamamakta oluşu ve bu alanda bir denetimi öngörmeyişi, kamu kesimi ile çıkar çatışması sorununun sık sık gündeme gelmesine neden olmaktadır. Keza, 3628 sayılı yasa ile öngörülen mal bildirimlerinde, bildirim kapsam alanının darlığı ve bu konuda saydamlığın öngörülmemiş olması, uygulamayı etkisiz kılmaktadır. Milletvekillerinin mal varlığı gizli bir alan değildir, olamaz. Konu, kimin ne kadar zengin olduğu hususu değildir. Ama siyaset zenginleşmenin aracı olmamalıdır. Bu alanda denetim sağlamak amacıyla, ileri demokrasi ülkelerinde olduğu gibi, tüm seçilmişler, malvarlığındaki değişimi, artışın kaynaklarını kamuoyuna açıklamak zorundadır. Yurttaşların siyasete duydukları güvenin artırılabilinmesi için, ‘saydamlığın’ her alanda yaşama geçirilmesi demokrasimizin öncelikli ihtiyacıdır.

Bu arada, siyasi etik kurallarının uygulanmasında etkinliği artırmak amacıyla, TBMM bünyesinde denetim işlevini üstlenecek, bağımsızlığın ve tarafsızlığın esas olduğu Siyasi Etik Kurulu’nun eksikliği fazlasıyla hissedilmektedir.

 

Çağdaş demokrasilerde ‘parlamento siyaset etiği’ konusunda,

  • Kamu ve toplum çıkarları ile çıkar çatışmasına girilmemesi,
  • Meclis görevi dışında görev kabul etme ve çalışma konusunda sınırlamalar,
  • Milletvekilliği dışında yapılan işlerin ve sağlanan kazançların yıllık olarak beyan edilmesi, bu beyanların kamuoyuna açıklanması,
  • Milletvekilliği maaşı dışında sağlanabilecek ek kazanca getirilen tavan değerler,
  • Verilen mal bildirimlerinin kamuoyuna açıklanması,
  • Milletvekillerinin kabul edebileceği hediyeler için ciddi düzeyde kısıtlamalar getirilmesi gibi düzenlemeler öngörülmekte, bu düzenlemelerin etkin işleyişi ve denetimi için parlamento içi kurumsal mekanizmalar işletilmektedir.

 

Dış ülkelerdeki bu hassasiyetler de dikkate alınarak,

  • 3069 sayılı yasa kökten değiştirilerek, ‘milletvekillerinin yapamayacağı işler’ yeniden belirlenmelidir. (Anayasa’nın 82. Maddesinde yer alan ‘Milletvekillerinin kamuda çalışmalarını yasaklayan, ancak özel kesimde her türlü işi yapabilmelerine geçit veren ve uygulamasını bu doğrultuda çıkarılacak yasaya bağlayan’ çarpık darbe rejimi düzenlemesinin, ABD, Kanada ve Kıta Avrupası ülkeleri uygulamaları dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir.)
  • Milletvekilleri iş ilişkilerinde, hiçbir şekilde ve hiçbir alanda ‘kamuya karşı’ taraf olmamalı, ‘kamu ve toplum yararı ile çatışma’ içine girmemelidirler.
  • Milletvekillerinin, maaşları dışında edinebilecekleri ek kazançlar üzerinde, çok önemli düzeyde sınırlamalar getirilmelidir. (Örneğin ABD’de kongre üyelerinin milletvekili maaşları dışındaki ek gelirleri, ‘kamu yönetici bareminin 2. derece maaş karşılığının yüzde 15’i’ ile kısıtlanmıştır)
  • Milletvekilleri, siyaset dışında yaptıkları gelir getirici işlerini, ayrıntılarıyla her yıl beyan etmelidir. (Kıta Avrupası ülkelerinin çoğunda her yıl kamuoyuna açıklanır)
  • Başbakan ve bakanların mal varlıklarının yönetimi (görevleri süresince) kayyuma devredilmelidir.
  • Miletvekillerinin mal bildirimleri saydamlaştırılmalı, milletvekillerinin meclis dışı dahil, tüm ‘mali, maddi ve ticari ilişiki ve kazançlarını’ kapsayan mal bildirimleri, TBMM Siyasi Etik Komisyonu tarafından her yıl kamuoyuna açıklanmalıdır.
  • Milletvekillerinin kabul edebileceği tüm (maddi veya hizmet nitelikli) hediyelere daha sıkı sınırlama getirilmelidir.
  • Milletvekilleri, parti değiştirirken maddi çıkar sağlamaları halinde, bu görevlerinden otomatik olarak düşürülmelidir.
  • ‘Siyasi partiler ile milletvekili adaylarının’ seçim harcamaları sınırlandırılmalı ve yakından denetlenmelidir.
  • Milletvekillerine, yasama görevleri sona erdikten sonra üç yıl soğuma dönemi uygulanmalıdır. Bu dönemde eski milletvekilleri Meclis’in görev ve faaliyet alanlarıyla ilgili görev alamayacak, iş yapamayacaktır.
  • Bu konuların izlenmesi ile görevli olacak ‘TBMM Siyasi Etik Kurulu’ oluşturulmalıdır.
  • ‘TBMM Kesin Hesap Komisyonu’ kurulmalıdır. Başkanlığını muhalefetin yapacağı komisyon, bütçe kaynaklarının nereye harcandığını denetlemelidir.

 

Bu konuda son sözüm şudur: TBMM çalışmaları ve siyaset ilişkilerinde parti üst yöneticilerinin, ülkemizin kaderini yönlendirme konumunda olan siyasetçilerin, milletvekillerinin, bir diğerlerine yönelik olarak ‘insani değerlere saygısız, onur kırıcı, kaba, aşağılayıcı, hoşgörüsüz’ üslupla konuşmalarına son verilmesi gerekir. Aksi halde, ülkemizde en ileri ve çağdaş düzeyde ‘siyasi etik kuralları’ uygulamaya konsa dahi, toplumsal huzur ve dayanışmamızın, ülke sorunlarını çözme yeteneğimizin, kısaca ülkemizin ve demokrasimizin değerlerini koruyabilme ve geliştirebilme potansiyelimizin yerinde sayacağını, giderek daha da gerileyeceğini unutmamız gerekir.

 

Bugüne kadar siyasi etik kuralları üzerinde yeni düzenleme yapılmasına ilişkin çalışamalar neden sonuçlanamadı?

Temiz siyaset, dürüst yönetim ilkeleri, CHP’nin 1994 ve 2008 programlarının Türkiye’ye sunduğu önemli siyasi çıkış noktaları ve politikalarını oluşturmuştur. Bu ilkelerin aktif siyasete taşınabilmesi için CHP milletvekilleri, 19. ve 20. dönemler ile 22. dönemde (24 Ağustos 2002 ve 09 Ağustos 2007 tarihlerinde), 23. dönemde (12 Şubat 2007 ile 09 Ağustos 2007 tarihlerinde), 24. dönem de ise, (17 Aralık 2014 tarihinde) tam yedi kez ‘Siyasi Etik Yasası’ teklifleri vererek çok önemli bir sorumluluk örneği sergilemişlerdir. Bu tekliflerin altısında ‘ilk imzacı’ ben olmuştum. 17 Aralık 2014 tarihli son teklifde ise, ilk imzacı Umut Oran olmuştu. Ancak, yasa tekliflerimiz, her defasında dönemin iktidarların engeline takıldı. Özellikle son 15 yıldır AKP iktidarı, tekliflerimizi komisyon raflarında uyuttu, ne Genel Kurula indirildi, ne görüşüldü, ne de oylandı. Bunun nedenlerini, AKP iktidarının ‘siyasi tercihlerinde, siyaset önceliklerinde, politika tercihlerinde’ aramak gerekir. Oysa, ülkemizin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde, ülkemiz tarafından gerçekleştirmesi öngörülen siyasi reform çalışmaları arasında, ‘milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılması’ yanında, parlamento siyasi etik kurallarının AB ülkeleri uygulamaları düzeyinde hayata geçirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu konu demokratikleşme sürecimizin öncelikli maddelerden biri olarak, AB Katılım Ortaklığı Belgesi ve AB’nin Türkiye İlerleme Raporları’nda yıllardır yer aldığı halde, ülkeyi yönetenlerı tarafından sürekli gözardı edilmiş, konu adeta ülkemizin siyasi gündeminden kaçırılmıştır.

 

Şu an gündemde olan siyasi etik yasası bu alandaki ihtiyacı karşılıyor mu sizce?

AKP’nin yasa teklifi ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. AKP Amasya milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın ilk imzacısı olduğu ve 108 AKP milletvekili tarafından imzalanarak 01 Nisan 2016 tarihinde TBMM Başkanlığı’na verilen ‘TBMM Üyeliği Etik Kanun Teklifi’, divan tarafından hiç bekletilmeden, önce tali komisyon olarak AB Uyum Komisyonu’nda, sonra da asıl komisyon olarak Anayasa Komisyonu’nda birkaç gün içinde jet hızıyla kabul edilerek, TBMM Genel Kurulu’na sunuldu. Teklifin gerekçe bölümünde, ‘açıklık, saydamlık, hesap verilebilirlilik, tarafsızlık, dürüstlük ve objektiflik’ ilkeleri temel alınarak hazırlandığı ifade edilen kanun teklifi, bugüne kadar TBMM Başkanlığı’na sunulmuş olan benzer amaçlı teklifler arasında, kanaatımca en yetersiz olanıdır. Belli ki, son 15 yıldır ileri demokrasi ülkeleri standartlarında çağdaş bir “Siyasi Etik Yasası” için özellikle CHP’li milletvekilleri tarafından yapılan çalışmaları, verilen teklifleri adeta ‘yok hükmünde’ sayarak Komisyon raflarında unutulmaya terk eden AKP iktidarı, bugün AB kıskacına sıkışmış görünümdedir. Belli ki günümüzde, Türk vatandaşlarına vizesiz Avrupa için AB tarafından ön koşula dönüştürülmüş olan siyasi etik konusu, sivil toplum örgütlerine danışılmadan, komisyonlarda yeterince tartışılıp geliştirilmeden, önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu’nda apar topar yasalaştırılmaya çalışılacak.

 

Ancak bilinmelidir ki, AKP milletvekillerinin şu anda TBMM Genel Kurul gündemine alınmış olan yasa teklifi eğer mevcut haliyle yasalaşırsa, Türkiye’nin ve demokrasimizin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalacaktır. AKP Amasya milletvekili Mehmet Naci Bostancı ve arkadaşları tarafından TBMM Başkanlığı’na sunulmuş olan yasa teklifinin en önemli eksiklikleri aşağıdaki çerçevede özetlenebilir:

 

  1. ‘Milletvekilliğinin saygınlığı ve bütünlüğü’ ilkesini önemsemiyor: Milletvekillerinin TBMM dışı faaliyetleri ve kazanabilecekleri gelirlere ‘kamu ve toplumsal yarar ilkesi’ ve ‘milletvekilliğinin asli görev alanı olması’ ilkelerini korumak için yeni sınırlamalar öngörülmemiş!
  2. ‘Saydamlık’ ilkesini öngörmüyor: Milletvekillerinin, ‘Mal ve TBMM dışı faaliyetleri ve böylece elde edecekleri ek gelirleri’ için verecekleri beyanlar kamuoyuna açıklanmıyor!
  3. Bakanlar için kayyum atanmasını öngörmüyor: Başbakan ve Bakanların (görevleri süresince) mal varlıklarının yönetimi için kayyum atanmasını öngörülmüyor!
  4. Hediye kabulü için beyan ve daha sıkı sınırlama öngörmüyor: Bu konuda mevcut mevzuatın devamını öngörüyor; yeni kısıtlama getirmiyor, hizmet alımını hediye kapsamında değerlendirmiyor, alınan hediyelerin beyanını öngörmüyor!
  5. Siyasi Etik Kurulu bağımsız değil: Siyasi etik kurulunun kuruluş yapısı ve başkanlığı iktidar partisinin tahakkümü altına terk edilmiş!
  6. Milletvekili adaylarının ‘seçim harcamaları sınırlandırılması ve yakından denetimi’ için yeni sıkı kurallar öngörülmüyor!
  7. Parti değiştiren milletvekilleri için ‘çıkar denetimi’ öngörülmüyor!
  8. Milletvekilliği sonrası için ‘soğuma dönemi’ öngörülmüyor: Milletvekilleri, yasama görevleri sona erdikten sonra üç yıl Meclis’in görev ve faaliyet alanlarıyla ilgili görev alamamalı, iş yapamamalıdır.)
  9. Parti değiştiren milletvekilleri için ‘çıkar denetimi’ öngörülmüyor.
  10. TBMM çatısı altında konuşma üslubuna daha özenli denetim: TBMM içi veya dışında ‘düşünceyi ifade özgürlüğüne’ uluslararası standartlarda saygılı olunmalıdır. Ancak TBMM çatısı altında, bu özgürlük hakkına sığınarak “insani değerlere saygısız, onur kırıcı, kaba, aşağılayıcı, hoşgörüsüz” üslupla yapılacak konuşmalara daha sıkı denetim getirilmelidir.

 

TBMM Siyasi Etik Yasası adlı bu kanun ile, TBMM ile Bakanlar Kurulu üyelerinin mali, maddi ve ekonomik ilişkilerinde topluma örnek olmaları, hiçbir şekilde kamu ve toplum ile çıkar çatışması ortamı yaratılmaması hedef alınmalıdır. Bu çerçevede,

 

I – TBMM üyeliği veya Bakanlar Kurulu üyeliğiyle bağdaşmayan işler

TBMM üyeleri,

Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda, devletin veya diğer kamu tüzelkişilerin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda,
özel gelir kaynakları ve özel imkanları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs ve ortaklıkların veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında,
görev alamazlar, vekil olamazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler; temsilcilik ve hakemlik, ücret karşılığı iş takipçiliği, komisyonculuk veya müşavirlik yapamazlar.

TBMM üyeleri,

Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarda, milletvekili olmaya engel oluşturan suçlarda, zimmet, ihtilas, irtikap, kaçakçılık, dolanlı iflas, kara para aklanması suçlarında, Sermaye Piyasası Kanunu ve Bankalar Kanunu ile yasaklanmış olan veya suç olarak belirlenen konularda, açılmış olan davalarda veya soruşturmalarda, Devlet, Sermaye Piyasası Kurulu, T.C. Merkez Bankası ile bankalar aleyhine vekil olamazlar.
Bankalar, finans ve sigorta kurumları, menkul değer aracı kuruluşları veya bunların iştiraki olan işletme, kurum ve kuruluşlarda ücretli veya ücretsiz herhangi bir görev üstlenemezler.
Arazi alım satımı yapan veya toplu konut inşaatı işleri ile uğraşan firma veya şirketlerde veya hisselerinin yüzde elliden fazlası bu kuruluşların kontrolünde olan firmalarla kazanç ve gelir karşılığı iş ilişkisi kuramazlar, bu tür kuruluşlarda görev kabul edemezler.
Kamu kesimi ile hiçbir ölçü ve boyutta ihale ve taahhüt ilişkisine giremezler, özelleştirme adı altında yapılan hiçbir kiralama ve satış işlemine doğrudan veya dolaylı olarak taraf olamazlar.
TBMM üyesi olmaktan kaynaklanan konum ve yetkilerini kendilerine maddi çıkar, menfaat veya yarar sağlamak amacıyla kullanamazlar.
Mesleklerini icrada, ferdi işletmelerini idarede milletvekilliği kimliklerini kullanamazlar.

TBMM üyeleri

Devletten herhangi bir türde teşvik, sübvansiyon veya maddi destek alan,
Kamu kurum ve kuruluşlarına, yerel yönetimlere, bunlara bağlı işletmelere mal veya hizmet sunan, bu kurum, kuruluş veya işletmelerle kazanç sağlamaya yönelik taahhüt veya müteahhitlik ilişkisine giren, firma, işletme veya şirketlerde yönetim kurulu üyeliği, genel yöneticilik, yöneticilik veya bu görevlere vekillik yapamazlar, ücret veya maddi çıkar karşılığı bu kurumlarda başka bir görev üstlenemezler.

 

II – Başbakan ve bakanlar için kayyım zorunluluğu

Başbakan ve bakanlar,

Gelir veya maddi kazanç amaçlı tüm işlerinin,
Menkul değer portföylerinin, bankalar ile finans kurumlarında sahip oldukları yatırım fonlarının,
Kira veya kazanç sağlayan gayri menkullerinin yönetimlerini, görevleri süresince, kendilerinin birinci veya ikinci dereceden kan ve sıhri yakını olmayan kayyıma devrederler.

 

III – TBMM dışı faaliyetlerinden kaynaklanan gelirlerin beyanı

Milletvekili veya bakan olarak aldıkları maaş ve yolluk gelirleri ile emeklilik maaşı gelirleri dışında kalan sağlamış oldukları tüm gelirlerini, yaptıkları işin cinsini ve görevlerini, firmalarının ve iş yaptıkları kuruluşların ticari kimlik ve unvanlarını, yıllık olarak, takip eden yılın ilk üç ayı içinde TBMM Başkanlığı’na yazılı olarak beyan etmekle yükümlüdürler. TBMM Başkanlığı, Siyasi Etik Kurulu’nun uygun görüşü ile, söz konusu bildirimleri, incelemeden sonra gerekçesiz olarak Resmi Gazete ile kamuoyuna açıklar.

 

IV – Mal bildirimlerinin kapsamı ve kamuoyuna açıklanabilmesi

3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanun’un kapsamına giren görevlilerin (milletvekilleri ve bakanlar dahil) kendilerine, eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait bulunan;

  • Tapuya kayıtlı veya kayıtsız veya zilliyedinde bulunan tüm taşınmaz malları ile devam etmekte olan veya tamamlanmış durumdaki yapı kooperatiflerine bağlı taşınmaz mallar üzerindeki hakları,
  • Görevliye (milletvekilleri ve bakanlar dahil) yapılan aylık net ödeme, ödeme yapılmayan görevliler için ise 1 inci derece devlet memurlarına yapılan aylık net ödemenin beş katından fazla tutarındaki, her bir kalem için ayrı olmak üzere, yabancı veya Türk Lirası olarak nakit parası ile, bankalar veya diğer finans kurumlarında mevduata, yatırım fonuna veya repoya bağlı kaynakları, yerli veya yabancı hisse senetleri ve özel tahvilleri ile devlet bono ve tahvilleri, ihtira beratı, alameti farika ve telif hakkı gibi diğer menkul malları, hakları, kayıtlı veya kayıtsız alacakları ve bunların kaynakları, kullanmakta olduğu krediler ile kayıtlı ve kayıtsız borçları ve bunların nedenleri,
  • Altın, mücevher, kıymetli taş, tablo, her çeşit koleksiyon, antika veya değerli eşyaları ile her çeşit karayolu, havayolu ve denizyolu taşıtları gibi diğer taşınır malları, her yıl verecekleri mal bildiriminin konusunu teşkil eder.
  • TBMM üyeleri ile Bakanlar Kurulu üyelerinin vermiş oldukları mal bildirimleri, her Meclis döneminin ilk ve son altı ayları içinde gerekçesiz olarak TBMM Başkanı tarafından Resmi Gazete ile kamuoyuna açıklanır.

 

V – Hediye kısıtlaması

3628 sayılı “Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun” 3’üncü maddeside de dikkate alınarak, milletvekilleri ve bakanlar;

  • Milletlerarası protokol, mücamele veya nezaket kaideleri uyarınca veya diğer herhangi bir sebeple, yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan, sair milletlerarası hukuk tüzelkişiliklerinden, aldıkları tarihteki değeri beş aylık net asgari ücreti aşan hediye veya hibe niteliğindeki eşyayı,
  • Yerli veya yabancı herhangi bir özel veya tüzelkişi veya kuruluştan, aldıkları tarihteki değeri bir aylık net asgari ücreti aşan hediye veya hibe niteliğindeki eşyayı, doğrudan veya dolaylı olarak aldıkları tarihten itibaren bir ay içinde kendi kurumlarına TBMM Başkanlığına teslim etmek zorundadırlar.

Milletvekilleri ve bakanlara gönderilecek her türlü hediye ve numune TBMM Siyasi Etik Kurulu’nun izni olmadan dağıtılamaz. Ancak, kitap, kaset, CD gibi fikir ve sanat ürünleri bu hükmün ve bu maddenin kısıtlamalarının dışındadır.

Benzeri şekilde, yukarıdaki maddede sayılan kamu görevlileri (milletvekilleri ve bakanlar dahil), özel kişi veya tüzel kişi ve kuruluşlardan (üçüncü dereceden kan ve sıhri hısımları hariç) değeri bir aylık net asgari ücreti aşan her türlü ulaştırma, tatil, konaklama, yemek veya seyahat olanağını bedelsiz veya hibe şeklinde alamazlar.

 

VI – Parti değiştirme

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri bir siyasi partiden başka bir siyasi partiye geçişte menfaat sağlayamazlar. Maddi menfaat sağlayanlar hakkında, bu kanunun uygulamasında, edinilmiş olan menfaat tutarında haksız mal edinme işlemi yapılır, milletvekilliklerin düşürülmesi düşünülebilir.

 

VII – Eski milletvekillerine soğuma dönemi

Milletvekillerine, yasama görevleri sona erdikten sonra üç yıl soğuma dönemi uygulanmalıdır. Bu dönemde eski milletvekilleri Meclis’in görev ve faaliyet alanlarıyla ilgili görev alamayacak, iş yapamayacaktır.

 

VIII – TBMM Siyasi Etik Kurulu

TBMM Siyasi Etik Kurulu, siyasi parti gruplarının belirleyeceği iki misli sayıda aday arasından TBMM Genel Kurulu’nun seçeceği,

  • TBMM’nde grubu olan parti sayısının üç veya daha az olması halinde her partiden dörder,
  • TBMM’nde grubu olan parti sayısının dört veya daha fazla olması halinde her partiden ikişer, milletvekilinden oluşur.

Kurul, çalışmalarını TBMM Başkan Vekillerinden birinin başkanlığında sürdürür. Başkan Vekilleri altışar aylık dönemlerle, dönüşümlü olarak bu görevi sürdürürler. TBMM başkan vekillerinin Kkurul görev sıraları kura ile belirlenir.

 

IX – TBMM çatısı altında konuşma üslubu

TBMM içi veya dışında ‘düşünceyi ifade özgürlüğüne’ uluslararası standartlarda saygılı olunmalıdır. Ancak TBMM çatısı altında, bu özgürlük hakkına sığınarak ‘insani değerlere saygısız, onur kırıcı, kaba, aşağılayıcı, hoşgörüsüz’ üslupla yapılacak konuşmalara sıkı denetim getirilmelidir.

YAZAR ALGAN HACALOĞLU

19, 20, 22 ve 23. Dönem CHP İstanbul Milletvekilli