ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

Cumhurbaşkanlığı sistemi, denge ve denetleme, güvenlik

PROF . DR. FUAT KEYMAN
14 OCAK 2017
UZMAN GÖRÜŞÜ

Genel değerlendirmesini ister “rejim değişikliği”, ister “hükümet sistemi değişikliği” başlığında yapalım, Türkiye parlamenter demokrasisinde tektonik taşların yerinden oynadığı, oyun değiştirici bir süreçten geçiyoruz.

 

AK Parti-MHP işbirliği ile hazırlanan 18 maddelik anayasa değişiklik paketi Mecliste oylanıyor. Hemen bir parantez açarak söylersek: Oylama süreci, bir kere daha bize, demokrasi ve meclis kültürümüzün ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. Attığı oyu gösteren milletvekillerinin yarattığı korku, biat ve çıkarın iç içe geçtiği tablodan, kadın milletvekillerinin boyunlarının sıkıldığı, bir milletvekilinin ayağının ısırıldığı, bir sürü milletvekilinin tekme tokat kavga ettiği bir şiddet ve karmaşa tablosuna kadar, partilerin ve milletvekillerinin demokrasi kültürü temelinde sınıfta kaldığı bir meclis tablosu var karşımızda. Halbuki, ulusla Kurtuluş Savaşı’nı veren, 15 Temmuz akşamı canı pahasına darbe girişimine direnen ve bu direniş içinde darbeciler tarafından füzelerle bombalanan bir meclis Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi.

 

Anayasa değişiklik paketi oylamasında, bir tarafta pakete ‘evet’ diyen AK Parti ve MHP, diğer tarafta ‘hayır’ diyen CHP ve HDP var. Diğer bir değişle, kutuplaşma sorununu derinleştirecek bir oylama yapılıyor. CHP ve HDP’nin toplam oyları paketin reddine yeterli olmadığı için, AK Parti ve MHP içinde hayır oyu verme ihtimali olan milletvekillerinin ne kadar belirleyici olacağı önem kazanıyor. İkinci turdaki oylamalarda 330 rakamına ulaşılıp ulaşılmadığını gördüğümüz zaman, AK Parti ve MHP içinde pakete çekinceyle yaklaşan milletvekillerinin önemli sayıda olup olmadığını da anlayacağız.

 

Fakat kulislerden alınan duyumlar, AK Parti ve MHP içinde, cumhurbaşkanlığı sistemine geçişi sağlayacak değişikliğe normal koşullarda ‘hayır’ diyecek, fakat bugün şu ya da bu nedenle ‘evet’ diyen milletvekili sayısının oldukça fazla olduğunu gösteriyor.

 

Meclis içindeki partilerin ve milletvekillerinin çoğunun içine sinmeyen bir değişimin gerçekleşmesini yaşıyoruz. Kural olarak, ikinci tur oylamaların maddelerin kabulünde belirleyici olduğu bir yöntemle yapılıyor oylamalar. Bu anlamda, ikinci tur sonucunda da “330 evet oyu” eşiği aşılırsa, “cumhurbaşkanlığı sistemi” adı verilen bu değişiklik halkın oyuna gidecek ve referandum yoluyla oylanacak. Bu oylamadan da eğer ‘evet’ çıkarsa, Türkiye demokrasisi, parlamenter demokrasiden cumhurbaşkanlığı sistemine geçmiş olacak.

 

Nisan ayı sonuna doğru yapılacak referanduma gidiş sürecinin de Türkiye’de çok sancılı geçeceğini biliyoruz. Ekonomik (Dolar ve avroda hızlı artışlar), siyasi (terör saldırılarının artması) ve askeri (Fırat Kalkanı Operasyonu ve Suriye-Irak sorunu) sıkışma ve kuşatma altında olan, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin yarattığı olumsuzlukları hala yaşayan, bu anlamda risk, belirsizlik, güvensizlik derecesi çok yüksek bir dönemden geçen Türkiye’nin kırılganlığı, referandum sürecini de provokasyonlara ve saldırılara açık hale getirecektir, farklılıklarımız içinde birlikteliğimizin çok önemli olduğu bir anda kutuplaşma sorununu daha da derinleştirecektir.

 

Bu nedenle de iki tür yüz ifadesinin cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş dönemini, objektif olarak bakarsak, betimlediğini söyleyebiliriz: Bir taraftan “içine sinmeden oy atan çoğu milletvekilinin yüz ifadesi”, diğer taraftan da, “bu kadar güvenlik risklerinin olduğu bir dönemde şimdi zamanı mıydı” diye soran yorumcunun, vatandaşın yüz ifadesi. İki yüz ifadesi de, aynı zamanda, bu kadar yaşamsal bir oylamanın “normal olmayan” bir dönemde yapıldığını gösteriyor.
Bu yüz ifadelerine neden olan olgular da var:

 

  1. Her şeyden önce, cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş sürecini, başkanlık sistemine geçişi çok isteyen Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da AK Parti başlatmıyor. Siyasi anlamda böyle bir sistemden çıkarı da olmayacak, belki de bu sistem değişikliğinden en fazla zarar görecek MHP, daha doğrusu MHP lideri Sn. Bahçeli başlatıyor.
  2. Sn. Bahçeli’nin söylem ve tavır olarak cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş için “evet” oyu ve “desteği”, AK Partili milletvekillerinin çoğundan daha fazla. Bu söylem ve tavrı, Bahçeli’nin hayır oylarına karşı “erken seçim” manevrasını yapmasında da görüyoruz. Hayır oyu çıkarsa erken seçime gidilir hamlesi, hayır oyu verebilecek MHP milletvekillerine bir ikaz, bir sopa olarak görülebilir.
  3. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş, siyasi partilerin önemini azaltan bir yapıda. Bu saptamayı objektif olarak yapabiliriz. 2002’den bugüne girdiği tüm seçimleri kazanmış, bugün güçlü bir parti olmanın ötesinde, “egemen-hakim parti konumu”na yerleşmiş ve bundan sonraki seçimleri de büyük olasılıkla kazanacak olan AK Parti, kendi konumuyla tam da uyuşmayan bir sistem değişikliğini istiyor.
  4. Milletvekili olmanın yaş olarak 18’e düşmesi, sayı olarak 600’e yükselmesi olumlu olmakla birlikte, nitel olarak değer ve gücünün daha da azaldığı bir sisteme geçiliyor.
  5. Yürütmenin gücünün çok arttığı, yasama ve yargının yürütmeye göre ikincil plana düştüğü, kuvvetler ayrımı ve denge ve denetleme mekanizmalarında, en azından, ciddi belirsizliklerin ve sorunların yaşanma olasılığının yüksek olduğu bir sisteme geçiliyor. Bu da objektif olarak, değişikliği yaratacak maddelerde görülüyor. Buna rağmen, daha önceki dönemlerde gerek kuvvetler ayrılığı ilkesi, gerekse de denge ve denetleme sistemi temelinde çok hassas MHP ve Sn. Bahçeli’den başlayarak, bu sistem değişikliği güçlü bir şekilde destekleniyor.

 

O zaman, eğer içine sinmeden evet denebiliyorsa ve zamansallığı üzerine şüpheler varsa, neden bu değişiklik? Neden yapılıyor? Neden destekleniyor?

 

Bu soruya yanıtın, özellikle Sn. Bahçeli ve MHP bağlamında, siyasal olanda değil, güvenlik ekseninde aranması gerektiğini düşünüyorum. Cumhurbaşkanlığı sistemi, siyasal olarak değil, Türkiye’nin son dönemde çok ciddi boyutlara varan güvenlik gereksinimlerine verilmiş bir yanıt.

 

15 Temmuz FETÖ-PDY darbe girişimi, PKK-PYD-YPG terörü, Suriye ve Irak’ta çökmüş devlet sorunu: Bu üç meydan okuma, üç ciddi güvenlik riski, Türkiye devletinin varlığına ve ülkesinin bekasına “varlıksal tehditler”, “ontolojik meydan okumalar” olarak algılanıyor. Türkiye devletinin ve ülkesinin varlığının geleceğinin tehdit altında olduğu düşüncesi, cumhurbaşkanlığı sistemine, tüm sorunlarına rağmen, geçişin temel nedeni gibi gözüküyor; en azından Sn. Bahçeli ve MHP için.

 

Yönetimde iki başlılık bitsin, güç tek yerde yoğunlaşsın ve böylece bu üç güvenlik riskine, meydan okumasına etkili yanıt verilsin isteniyor.

 

Cumhurbaşkanlığı sistemi Türkiye’yi kurtarsın isteniyor.

 

Siyasi değil, güvenlik ekseninin belirleyici olduğu bir sistem tartışması yapıyoruz. Açık ve dolaysız olmasa da, bu sistem değişikliği Türkiye’nin devleti ve ülkesiyle bekasının ve güvenliğinin güvenceye alınmasında gerekli koşul olarak görülüyor. Denge ve denetleme, bugün için, bu normal olmayan belirsiz ve güvensiz dönemde, ikincil plana atılmış gibi.

 

Şüphesiz ki bu değişiklik, Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a büyük güç veriyor ama omuzlarına büyük sorumluluk da yüklüyor.

 

Ve zaman da önemli. Varlıksal olanın ve güvenliğin, siyasal olanın ve ekonominin önüne geçtiği, güvenlik temelinde yönetimin şekillendiği bir dönem ne kadar sürdürülebilir?

 

Göreceğiz…

 

Umarız, oylama sürecinde mecliste yaşananlar, referandum ya da erken seçim sürecinde yaşanmaz.

YAZAR PROF . DR. FUAT KEYMAN

İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü