YARGITAY VE DANIŞTAY KANUN TASARISI

"Hukuk devletinden beklenenler nelerdir?"

GAMZE PAMUK
01 TEMMUZ 2016
UZMAN GÖRÜŞÜ

Türkiye’de yargı bağımsızlığı yıllardır süregelen tartışma konularından biri olarak hukuk ve siyaset alanında yer edinmiştir ancak son zamanlarda Danıştay Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısının gündeme gelmesi ile söz konusu tartışma beraberinde çeşitli soruları da akıllara getirmiştir. Bilindiği üzere 5235 sayılı kanunla adli yargı mahkemeleri teşkilatı yeniden düzenlenmiş ve İlk derece mahkemeleri ile Yargıtay arasında İstinaf mahkemeleri kurulmuştur. 20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle İstinaf mahkemelerinin işlerlik kazanacak olmasının ardından Yüksek Mahkemelerin de iş yükünün azalacağı varsayımıyla yargıda reform yapılması gerektiği düşünülmüştür.

 

Hukuk devletinden beklenen devletin gücünü hukuk ile sınırlandırması, denetlenebilir olması ve bireylere hukuk güvenliğini sağlamasıdır.

 

Öncelikli olarak yüksek yargı yasa tasarısının beraberinde getireceği değişiklikleri irdelemek gerekmektedir.

 

  • Bu tasarının 11 maddesi TBMM genel kurulunda kabul edildi, söz konusu tasarının kanunlaşması halinde Yargıtay ve Danıştay’da bulunan mevcut daire sayılarının azaltılması hedeflenmekte; 46 dairesi bulunan Yargıtay’da daire sayısının 24’e, 17 dairesi  bulunan Danıştay’ın da daire sayısının 10’a düşürülmesi planlanmaktadır.  Bu durum öncelikli olarak Anayasa’da güvence altına alınan yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatının zarar görme ihtimalini akıllara getirmektedir.
  • Tasarıya göre Yargıtay ve Danıştay üyelikleri Anayasa Mahkemesinde olduğu gibi 12 yıl süre ile sınırlandırılmak istenmekte ve bu durum herhangi bir işleme gerek kalmaksızın yüksek yargının tasfiye edilmesinin  önünü açmaktadır.
  • Tasarıda, kayyımlara ilişkin düzenleme de yer almakta; kayyım atanabilecek suçlar listesi genişletilmekte ve kayyımların tazminatlara karşı korunması da öngörülmektedir. Bu durum kayyımların bir nevi devlet korumasına alınmasıdır.
  • Yüksek mahkemeleri tasfiye eden yasa tasarısında istisnai bir durum da söz konusudur:“Ancak bu tarih itibariyle Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, Birinci Başkan Vekili, Cumhuriyet Başsavcı Vekili ve daire başkanı olarak görev yapanların Yargıtay üyelikleri devam eder.” hükmü ile yönetimin kalacağı ancak diğer üyelerin kademeli olarak tasfiye edileceği anlaşılmaktadır. Bu durum “İçi boşaltılmış yüksek mahkemeler”in oluşmasına yol açacaktır.

 

Yüksek yargı yasa tasarısının kanunlaşmasının ardından Yargıtay ve Danıştay daire sayılarında azalma yoluna gidileceğinden görev alan kadroların görevlerinden alınması ya da İstinaf Mahkemelerinde istihdam edilmesi durumu,  Anayasada güvence altına alınan müktesep hak ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca Anayasanın 139. maddesinde bahsi geçen hakimlik ve savcılık teminatına da aykırılık oluşturacaktır. 139. madde dar anlamda yorumlandığında yalnızca azil yasağına ilişkin gibi görünüyor olsa da Hakimlik teminatı Anayasal ilkeler ile ele alınması gereken bir bütündür ve geniş yorumlanması gerekmektedir.

 

Tarihsel dönemlere bakıldığında hukuk, iktidarın elinde bir silah olarak bulundurulmuş ve siyasi kaygıları bertaraf etme ve meşruluğunu hukuk ile bağdaştırma yolunda bir araç olarak kullanılmıştır. Modern devlet anlayışının gelişmesi ile birlikte hukuk alanında yeni kavramlar gündeme gelmiştir ve bunlardan biri de “hukuk devleti”dir.  Hukuk devletinden beklenen ise devletin gücünü hukuk ile sınırlandırması, denetlenebilir olması ve bireylere hukuk güvenliğini sağlamasıdır. Yüksek yargıya ilişkin tasarı, toplumun adalet sistemine olan güvenini de sarsacak niteliktedir. Bu yasa tasarısının kanunlaşmasının ardından Yüksek mahkemeler bir nevi tasfiye sürecine girecek, kadrolarda kademeli olarak azalma yoluna gidilecektir. Liyakat ilkesine de aykırı olan bu düzenlemenin beraberinde keyfiyeti ve hukuksuzluğu getireceği aşikardır. Aslında bahsi geçen hukuka aykırılıkların doğuracağı olumsuzluklar, “hukuk devleti” kavramının “devletin hukuku”na dönüştürülmesinin bir sonucu olacaktır.

 

Anayasada düzenlenen ve güvence altına alınan konuların, normlar hiyerarşisinde Anayasadan daha alt bir norm ile değiştirilmesi hukuka aykırıdır. Bu şekilde  yapılacak bir yargı reformunun ardından sağlıklı bir hukuk sisteminin doğması beklenmemelidir. Anayasanın birçok maddesini zedeleyen değişiklikler öngören bu tasarı, yargının siyasallaşmasının önünü açmaktadır ve hukuk alanında tabuta çakılan son çivi mahiyetindedir. Tüm bunlar dahilinde erkler ayrılığının bir sonucu olan yargı bağımsızlığı tehlikeye düşecektir. Yargı, tarafsızlığını yitirdiği vakit toplumun yargıya olan güveni sarsılacaktır. Yapılması planlanan yargı reformu akıllara Kant’ın “Haz önden gider, Yasa peşinden gelir.” sözünü getirmektedir. İstinaf mahkemelerinin işlerlik kazanacak olması ile yüksek mahkemelere ilişkin düzenlemeler yapılması elbette ki olağandır ancak söz konusu reformun, hukuka uygun olması,  keyfiliğin önüne geçmesi ve “üstünlerin hukuku”nu değil “hukukun üstünlüğü”nü baz alması gerekmektedir.

YAZAR GAMZE PAMUK

Stajyer Avukat