mecliste.org'dan

İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması alt komisyonu çalışmalarını izledik

mecliste.org
27 AĞUSTOS 2019
mecliste.org'dan

Kadına karşı şiddet sorununun acil olarak çözülmesi gerektiği geçtiğimiz hafta medyaya yansıyan Emine Bulut cinayeti ile tekrar anlaşıldı. Kadın cinayetlerinin önlenebilmesi için etkili tedbirlerin alınmasının gerektiği bir kez daha kamuoyunda yüksek sesle dile getiriliyor. Bu anlamda, İstanbul Sözleşmesi hükümlerinin tam manasıyla uygulanması atılması gereken öncelikli adımlar arasında yer alıyor. Sözleşmenin gerektirdiği uygulamalar ve uygulamada karşılaşılan sorunlar geçtiğimiz dönemde Meclis gündeminde de yer aldı, bu konuda çalışmalar yürütüldü.

 

2009 yılında kurulan ve o tarihten beri çalışmalara katkı sunan Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu gündeminde, 27. Dönem 2. Yasama yılında ağırlıklı olarak bu konu yer aldı.  Geçtiğimiz yasama yılında komisyon bünyesinde kurulan alt komisyonlardan biri de “İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu” oldu. Kasım ayında çalışmalara başlayan komisyonun çalışmalarını tüm yasama dönemi boyunca izledik. Komisyona katkı sunan sivil toplum kuruluşlarının, uzmanların ve hukukçuların görüş ve önerilerini sizin için hazırladık.

 

“Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) Türkiye’de kadın-erkek fırsat eşitliğinin sağlanması ve cinsiyete dayalı ayrımcılıkla mücadele etme amacına parlamento zemininde katkı sunmak üzere 2009 yılında 5840 sayılı Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kanunu ile kuruldu. Komisyonun görevleri arasında kadın haklarının korunması, geliştirilmesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik olarak ülkemizde ve dünyada meydana gelen gelişmeleri izlemek ve bu konularda TBMM’yi bilgilendirmek bulunuyor.”  

 

 Kasım ayında alt komisyonda çalışmalar başladı

 

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu bünyesinde oluşturulan  İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu ilk toplantısı 20 Kasım 2018’de gerçekleştirdi.  Aile ve Çalışma Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nden bürokratların katılımıyla gerçekleşen toplantının gündeminde, İstanbul Sözleşmesi kapsamında yürürlüğe giren 6284 sayılı kanunun uygulanması ve takibi noktasında yaşanan problemler ve bu problemlere yönelik çözüm önerileri vardı. Toplantı başında söz alan vekiller, GREVİO raporunda belirtilen eksikliklerin her birinin kendi içerisinde özel olarak değerlendirilmesinin ve uygulamadaki eksikliklerinin giderilmesi konusunda ilgili tüm bakanlıklar, idari birimler, kurum ve kuruluşların iş birliği içerisinde çalışmasının gerekliliğine dikkat çekti.

 Sonrasında, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü Kadın Politikaları Daire Başkanı Mustafa Çakır, kadına yönelik şiddetle mücadele bağlamında İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun ve ilgili kurumsal mevzuatın verdiği yetkiye dayanarak yaptıkları faaliyetler konusunda bilgilendirme yaptı.  Kadına yönelik şiddeti kadının güçlenmesiyle bir arada ele alan Çakır, bu kapsamda Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nı hazırladıklarından ve eğitim, sağlık, ekonomi, karar alma mekanizmalarına katılım ve medya ekseninde ilerlemeyi hedeflediklerinden bahsetti. Eylem planlarının sadece ulusal eylem planı olmasını yeterli görmeyen Çakır, bu faaliyetlerin il eylem planı olarak da uygulanmasına önem verdiklerini ifade etti.

Kadına yönelik şiddetle mücadele bağlamında sorunları tespit eden ve çözüm önerileri geliştiren izleme ve değerlendirme ayağının ise ulusal düzeyde Kadına Yönelik Şiddeti İzleme Komitesi, yerel düzeyde ise Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele İl Koordinasyon İzleme ve Değerlendirme Komisyonları tarafından takip edildiğini vurguladı. Eylem planı doğrultusunda kurulan ŞÖNİM’lerin ( Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi)  hali hazırda 76 ilde kurulduğundan sene sonuna kadar geri kalan 5 ilde de hizmet vermeye başlayacaklarından söz etti. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerinin şu ana kadar 250 bini kadın olmak üzere 329 bin kişiye hizmet sunduğunun altını çizdi.

Çakır, ŞÖNİM’lere ek olarak, bu alanda hizmet veren Elektronik Destek Sistemine( Elektronik kelepçe) , risk grubunda yer alan kadınların hızlıca 155 ve 156 çağrı hattına ulaşmasını sağlayan mobil uygulamaya ve mağdura ilişkin bilgileri ve hizmet sürecini hızlı bir şekilde başlatması amacıyla Adalet Bakanlığı UYAP sistemiyle entegrasyonu tamamlanan Aile Bilgi Sisteminden bahsetti.

Sözü edilen kurumsal hizmetlerin yanı sıra kadına yönelik şiddetle mücadele ve kadının güçlenmesi konusunda farkındalık çalışmalarının önemine dikkat çeken Çakır, bu bağlamda 2018 yılında her ay farklı bir kurumun 81 ildeki personeline eğitim çalışması gerçekleştirildiğini de vurguladı.

GREVİO’nun Türkiye Raporu komisyon gündeminde değerlendirildi

 

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu 17 Ocak 2019’da toplandı. İstanbul Sözleşmesi’nin denetim organı GREVIO’nun başkanı Feride Acar’ın katılımıyla gerçekleşen toplantının gündeminde GREVIO’nun Türkiye raporu vardı.

Feride Acar konuşmasına 189 Birleşmiş Milletler üyesinin kabul ettiği, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırma ilkesi üzerine temellenen CEDAW sözleşmesinden bahsederek başladı. Acar, bu genel çerçevenin varlığına rağmen İstanbul Sözleşmesi’nin, kadınlara yönelik şiddetin Avrupa kapsamında ciddi bir sorun olması ve bununla baş edecek yeni birtakım araçlara ihtiyaç duyulması sebebiyle ortaya çıktığını belirtti. CEDAW’ın amacı kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı yok etmekken, Acar İstanbul Sözleşmesi’nin kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadeleyi hedeflediğini, bu mücadelenin devletin kadınlara yönelik şiddeti önleme, koruma, soruşturma-kovuşturma ve bütüncül politikalarla hareket etme yoluyla yani 4 ayaklı bir şekilde yürütülmesini önerdiğini ifade etti.

Daha sonrasında Acar, İstanbul Sözleşmesi’nin kapsadığı alanlarda sözleşme ile uygulamanın ne kadar uyumlu olduğunu değerlendiren GREVIO komitesinin Türkiye Raporu’nda belirtilen eksiklikler ve önerileri değerlendirdi. Acar, raporda özellikle vurgulanan alanları şu şekilde sıraladı:

  • Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesinin bütün politika ve önlemlerde ana ilke olarak kabul edilmesi,
  • Kadına yönelik şiddetin bütün türlerini kapsayan eş güdümlü politika ve önlemlerin güçlendirilmesi,
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği ile kadınlara yönelik şiddetin bağlantısını kurma açısından devletin daha etkin rol alması,
  • Zorla evlendirme, namus cinayeti gibi suçların Türk Ceza Kanunu’nda yeniden düzenlenmesi,
    Bilinçlendirme ve farkındalık yaratma çabalarının arttırılması,
  • Hâkim ve savcıların uluslararası normlara ilişkin bilgilendirilmesi,
  • İlgili meslek gruplarına -öğretmen, sağlık personeli, kolluk kuvvetleri vb.- hizmet içi eğitim sağlanması
  • Raporda veri ve istatistik açısından ciddi eksiklikler gösteren Türkiye’nin, bu duruma çözüm olarak GRAVIO’nun öngördüğü devletin standart ve güvenilir bir veri sistemi geliştirmesi

 

Son olarak, çoklu ve kesişimsel ayrımcılığa dikkat çeken Acar, kadınların yalnızca cinsiyetleri sebebiyle ayrımcılığa maruz kalmadığını, sahip oldukları farklı kimlikler ( farklı bir etnik gruba mensubiyet, evli olmak, engelli olmak ) sebebiyle de ayrımcılığa maruz kalabildiğinin altını çizdi. İlgili kurumların bu konu üzerine hassasiyetle eğilmesi gerektiğinden ve uzman kadın STK’leriyle iş birliği yaparak toplumsal cinsiyete duyarlı destek hizmetleri verilmesinden bahsedildi.

Kadına karşı şiddeti önlemede yasalar yetersiz kaldı

 

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu’nun Ocak ayında yaptığı ikinci toplantısında hukukçular görüş verdi. Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu (TÜBAKKOM) temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantının gündeminde, İstanbul Sözleşmesi kapsamında oluşturulan yasalar çerçevesindeki uygulamalar ve TÜBAKKOM temsilcilerinin uygulamada oluşan aksaklıklara sundukları öneriler vardı.

Yasalar ne kadar iyi oluşturulsa da uygulamada oluşan aksaklıkların sebebinin hem toplumda hem de uygulayıcılarda zihniyet dönüşümünün gerçekleşmemesi olduğunu ifade eden TÜBAKKOM dönem sözcüsü Av. Sibel Suiçmez, yasal düzenlemenin toplumla uyumlu hale getirilmesinin gerekliliğine dikkat çekti. Suiçmez sözlerine yasa kapsamında önemsenen birkaç hususla ilgili açıklamalarıyla devam etti:

Tedbir kararlarının, kişiye yönelik bir inceleme yapılmadan, şablon kararlar olarak verilmiş olması şiddet mağdurlarına gerekli korumayı sağlamakta eksik kalabildiğini belirten Suiçmez, bu durumun yaşanmaması açısından şiddet konusunda ayrı yetkili mahkemelerin oluşturulması, bu mahkemelerde bu konuda özel yetiştirilmiş hâkimlerin görev almasını önerdi. Uzmanlaşmanın önemine dikkat çeken Suiçmez,  bu kapsamda ÇİM’lerin ( Çocuk İzleme Merkezi) tüm illerde kurularak bu alanda çalışacak uzman kişi sayısının arttırılmasına, sığınma evlerinin koşullarının iyileştirilmesine ve bu alandaki sorunlara çözüm geliştirilmesi gerektiğine, GREVIO raporunda önerildiği üzere Tecavüz Kriz Merkezlerinin kurulmasına ve ALO 183 hattı yerine etkin kullanılacak, eğitimli kişilerin 7/24 saat görev alacağı, sadece şiddete yönelik bir hattın açılması gerekliliğinden de bahsetti. Son aşamada tedbirlerin uygulanmasının takibinin kolluktan alınıp yine mahkemelere verilmesinin uygun olacağını ifade etti.

Suiçmez, önlemeye ilişkin tedbir kararı alınırken şiddeti uygulayanın şiddet uygulamasının yanı sıra uyuşturucu kullanıcısı olması durumunda da sorun yaşadıklarından söz etti. Tedavini rızaya bağlı olmasını bu konudaki aksaklığa sebep olarak gösteren Suiçmez, şiddete maruz kalanın yaşam hakkı dikkate alındığında şiddet uygulayan kişilere tedavinin zorunlu hale getirilmesi gerektiğine inandıklarını belirtti.

Suiçmez, tedbir kararlarında yaşanan bir diğer problemin tedbir kararlarının tebliğ edilmesi durumu olduğunu ifade etti . Tedbir kararlarının tebliğ edilmediği sürece uygulanamaması, şiddet uygulayana tebligatta problem yaşanması durumunda, süreci zorlaştırdığı belirtildi. Bu duruma örnek olarak evden uzaklaştırma kararlarını örnek gösteren Suiçmez, özellikle küçük yerlerde yakınları ve kolluk kuvvetleri tarafından şiddeti uygulayana yönelik koruma faaliyetlerinin ortaya çıkabildiğini, bu gibi durumlara müdahale edebilmek için de koruma tedbirlerinin yeniden düzenlenmesi ve şablon kararlardan mümkün oldukça kaçınılması gerektiğinden bahsetti.

Ayrıca, şiddetle mücadele eden kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve özellikle barolar arasındaki koordinasyonun daha etkin bir hâle getirilmesinin büyük önem arz ettiği vurgulandı.

Suiçmez iş hukukunda kadınlara sağlanan pozitif ayrımcılıkların, (zorunlu ebeveynlik izni vb.) bazı durumlarda kadınların istihdamını engelleyecek nitelikte olması sebebiyle, kadınlara tanınan hakların eş zamanlı olarak eşe de tanınması talebinde bulundu. Söz konusu haklardan yararlanması gereken kişinin sadece kadın olmaması, erkeğin de bu haktan yararlanmasının gerekliliğine dikkat çekildi.

Öte yandan şiddet konusunda uzlaşma ve arabuluculuk gibi alternatif metotların uygulamaya konulmasından yana olduklarını belirten Suiçmez, “Her şeye rağmen aile kurumu ayakta kalmalıdır.”  zihniyetinin kadınların insan haklarının ihlaline yol açan süreci başlattığını ve bu düşünceden kaçınılması gerektiğinin altını çizdi.

Aile Mahkemelerindeki davaların uzun sürmesinin insan haklarına aykırı bir hal almasına da değinen Suiçmez, mahkeme sürecinin uzamasının tarafların birbirlerine husumetini artırdığından bahsetmiş, olası problemlerin önüne geçmek için mahkeme sürelerinde bir kısaltmaya gidilmesinin taraflar açısından faydalı olabileceğini ifade etti.

Son olarak medyanın şiddeti ele açış biçiminin bu süreçte önemli bir rolü olduğundan bahseden Suiçmez, şiddete maruz kalanın haklarını bir kez daha haklarını ihlal edecek şekilde bilgi aktarımı yapılmamasına özen gösterilmesi gerektiğini belirtti.

Av. Sibel Suiçmez’ in konuşmasını tamamlaması üzerine söz alan TÜBAKKOM Üyesi Av. Sibel Kızılkaya İtkü, şiddetin ortaya çıkmasına sebep olan dinamikleri ortadan kaldıracak tedbirler alınması gerektiğini belirtti. Toplumsal Cinsiyet kalıplarının kadını ve erkeği basitçe ayırmakla kalmadığını, kadınların kaynakları kullanımını ve hizmetlere erişimini de olumsuz etkilediğini, bu sebeple toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda daha fazla çalışılması ve toplumsal değerlerin tekrardan tanımlanması gerektiğini ifade etti.

GREVIO raporundan hareketle kadının güçlenmesi için her türlü önlemin alınması gerektiğine değinen İtkü, bu bağlamda eğitim, istihdam ve siyasal temsil alanında kadının güçlenmesi için tedbirler alınması gerektiğini vurguladı.

Son olarak LGBT+ bireylerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken Züleyha Gülüm, LGBT+ bireylerle ilgili herhangi bir yasal düzenleme olmamasının onlara yönelik şiddetin bir çeşit ayrımcılık ve nefret cinayeti olarak tanımlanamamasına sebep olduğunu ifade etti.

Komisyon, Mayıs ayında da uygulamada yaşanan sorunları ele aldı

 

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu 8 Mayıs 2019’da toplandı. Yargı mensuplarının katılımı ile gerçekleşen toplantının gündemi 6284 kanunu kapsamında sürdürülen uygulamalar ve süreç içerisinde çıkan eksikliklerdi.

Ankara 2. Aile Mahkemesi Hâkimi Ramazan Karakaya, 6284 sayılı kanundan hareketle alınan tedbir karalarını ve kanundaki eksikliklerin uygulanma sürecine nasıl sirayet ettiğini detaylı bir şekilde değerlendirdi.  Evden uzaklaştırma tedbiriyle söze başlayan Karakaya, bu tedbirlerin uygulanması için kesinleşmesine gerek olmadığını belirtti. Karakaya’nın ifadelerine göre şiddet uygulayanın hiç haberi olmasa bile tedbirin gereği o anda yerine getirilebiliyor.

Yargı mensuplarının ifadelerine göre alınan tedbir kararları ve bu kararların uygulanmasını sekteye uğratan eksiklikler şu şekilde:

  • Kimlik Bilgilerini Değiştirme Tedbiri: İş yeri değişikliği ve kimlik bilgilerinin değiştirilmesine ilişkin tedbirlerin süresiz hâle getirilmesi gerekli. Kanundaki tedbirlerin 6 ay süreyle uygulanacağı ibaresi şiddet mağdurlarının devam eden tehlike halinde yeniden başvuruda bulunmasını gerektiriyor.
    Kanuni düzenlemelere göre, hayati tehlikenin bulunması hâlinde ve diğer tedbirlerin yetersiz olması durumunda kimlik bilgileri aydınlatılmış rızaya dayalı olarak değiştirilebiliyor. Aydınlatılmış rızanın ne olduğu, nasıl olduğu, kimin tarafından alınacağı konusunda hiçbir düzenlemenin olmamasının yol açabileceği problemlerin önüne geçmek adına, kimlik değiştirmeye ilişkin bir düzenleme yapılmasının gerekli olduğu belirtildi.

Komisyonda, buna ek olarak, kimlik bilgilerini değiştirme tedbiri kapsamında kimliği değiştirilen kişilerin yanında bulunan çocukların durumunun ne olacağı kanunda belirtilmediği ifade edildi. Çocukların kimliğinin değiştirilip değiştirilmeyeceği konusundaki boşluğun da ayrıntılı bir düzenleme ile doldurulmasının gerekliliğine dikkat çekildi.

  • Elektronik Kelepçe Tedbiri: Elektronik kelepçeyi ‘caydırıcılığı yüksek’ bir uygulama olarak nitelendirildi,  elektronik kelepçe sayısının yetersiz olmasına yönelik yapılan eleştirilere, elektronik kelepçenin henüz yaygın bir uygulama olmadığı, pilot uygulama şeklinde yürütüldüğünü yönünde cevap verild. Hakim Karakaya’nın ifadesine göre, Ankara Adliyesi’nde 10 kadar cezaevine ve denetimli serbestlik bürosuna 10-11 tane elektronik kelepçe tahsisi yapıldı. Ankara Aile Mahkemelerinden toplu şekilde elektronik kelepçe kararı çıkması halinde emniyetin yetersizlikle karşı karşıya kalacağı ve bunu belirli bir sıraya koyması gerekeceğinden bahsetti.
    Zorlama Hapsi Tedbiri: 6284 sayılı kanunda belirtildiği üzere kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsine tabi tutuluyor.

İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in tedbir kararlarının ihlal edilmesi durumunda zorlama hapsine çok nadir hükmedildiğine ilişkin veriler olduğundan bahsetmesi üzerine Karakaya ise tedbir kararlarının yerine getirilmesi için tebligata gerek duyulmasa da Tebligat Kanunu’na göre zorlama hapsine karar verilebilmesi için mahkeme kararlarının usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi gerektiğinden bahsetti. Karakaya’nın ifadelerine göre, görevlilerin usulüne uygun olarak tebligatları yapmaması bu kararın alınması konusunda yargı mensuplarının çekinceye sahip olmasına neden oluyor.

Bu bağlamda yargı mensupları zorlama hapsi tebliğlerinde SMS veya e-devlet uygulamasıyla tebliğ yapılarak sürecin hızlandırılmasını önerdi. Öte yandan Hakim Karakaya, zorlama hapsinin belirtilen sürenin kısa olması sebebiyle caydırıcılığını kaybettiğinden bahsetti.

  • Velayet: İlgili kanunda belirtilene göre velayet hakkında da tedbir kararı verilebiliyor. 5’inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde- şahsi ilişki kurulması hâlleri saklı kalmak kaydıyla yaklaşmama kararı- alınabilirken bazı durumlarda kişisel ilişkinin yasaklanması hem ebeveyne hem de çocuğa haksızlık olabiliyor. Fakat ciddi sebepler olduğu takdirde kesinleşmiş mahkeme kararlarına rağmen ( babanın çocukla görüşmesi düzenlenmiş) görüşme yasaklanabiliyor ya da görüşmelerin uzman eşliğinde yapılmasına karar verilebiliyor. Öte yandan baba ve çocuğun görüşmesi durumu herhangi bir şekilde tehlike arz etmiyorsa kişisel ilişki kararı da verilebiliyor.

Komisyonda söz alan Ankara 1. Alie Mahkemesi Hakimi Zeynep Öksüzoğlu kişisel ilişkiyle ilgili, tarafları, kadını koruyacak, şiddet mağdurunu, çocukları, karşı tarafı da mağdur etmeyecek bir yöntem bulunmasının gerekli olduğunu belirtti. Yargı mensupları velayet hakkına sahip tarafın çocuğu diğer tarafa göstermemesi durumunda bir yaptırım uygulanmasını, TCK 234’e ek bir fırka getirilmesini önerdi.

  • Klişe/Şablon Karar: Tedbir kararlarının klişe ve aynı şekilde verilmesine eleştirildi. Söz konusu kişiler için nadiren yaşam koşullarına göre farklı tedbirlerin verildiğinden bahsedildi.
    Hakim Karakaya, şablon kararlardan uzaklaşmanın ancak dosyada gerekli verilerin bulunması halinde mümkün olacağını dile getirdi. Böyle durumlardaki emsal kararlara dikkat çeken Karakaya aynı iş yerinde çalışan eşlerle ilgili işyerine yaklaşmama tedbiri verildiğinde diğer eşin çalışma olanağından yoksun veya işini kaybetme ihtimali ile karşı karşıya kalmaması için “Kadının çalıştığı birimden uzaklaştırılmasına, yaklaşmamasına.” şeklinde karar aldıklarını vurguluyor.  Yine şiddet mağdurunun “aile apartmanında ikamet etmesi durumunda direkt olarak daireye yaklaşmama şeklinde tedbir kararı verildiğinden söz etti.
  • “Kadının beyanı esastır.”: Kanunda yer alan diğer bir tartışmalı ibare ise “Kadının beyanı esastır” ifadesi. Hakim Karakaya 6284 sayılı kanunda  “Koruyucu tedbirlerde yani mağdurlarla ilgili tedbirlerde delil, belge aranmaz .” ifadesinin yer aldığını, bu ifadeden “Önleyici tedbirlerle ilgili delil, belge aranır.” sonucunun çıktığından söz etti. Hakim Karakaya, bu tür taleplerde delil belge aranmasının geç kalınmasına sebep olacağına ve kanunun amacını gerçekleştirme olanağı kalmayacağına dikkat çekti.

Karakaya, kanundaki bir diğer çelişkili noktanın “şiddet ve şiddet tehlikesi” ifadesi olduğunu belirtti.  Özellikle şiddet tehlikesi durumunda delil ve belge temin etmenin mümkün olmamasının bu konuda ihtilaflara yol açabileceği dile getirildi. Kanun metnine bağlı kalındığı halde taleplerin birçoğunun reddedileceğini belirten Karakaya, sözü edilen sebeplerden ötürü riske girmemek adına kadınların bu tür taleplerinin hepsini kabul ettiklerini ifade etti. Şiddetin delili olmayacağını vurgulayan Karakaya, hem mağdurlar için olan koruyucu tedbirlerde hem de şiddet uygulayanlar için önleyici tedbirlerde belge aranmaması gerektiğini ifade etti.

  • Tebligat: İlgili kanuna göre tedbir kararının, korunan kişiye ve şiddet uygulayana tefhim veya tebliğ edilmesi gerekmekte. Yargı mensupları ise kimlik değişikliği, adres değişikliği, işyeri değişikliği gibi tedbir kararlarının şiddet uygulayana tebliğ edilmemesi gerektiğini savundu.

Ayrıca, uzaklaştırma kararı alınan durumlarda şiddeti uygulayanın yeni adresinin belirsiz olması, zorlama hapsi gibi kararlarda tebligatın ulaştırılmasına ve tedbir kararının uygulanamamasına neden oluyor. Bu duruma engel olabilmek için uzaklaştırma kararı uygulanan kişinin adres bilgilerinin mutlaka öğrenilmesi gerektiği vurgulandı.

  • Nafaka: Hakim Ramazan Karakaya, nafakaya sınırlama getirilmesini öngören tartışmaları bu konu ile ilgili hukuki bir boşluk olmadığını belirterek cevapladı. Bu konuda problemli görülen kısmın, kadının evlenmediği sürece, fiilî olarak beraber yaşamadığı ya da yoksulluğu bitmediği sürece nafakanın süresiz olarak verilmesini öngören düzenleme olduğundan bahseti. Karakaya’nın ifadesine göre, nafakaya bir sınır getirilmemeli bunun yerine hâkime daha geniş yetki veren, nafakaya toptan ödeme ya da gerektiğinde sınırsız ödeme getiren bir düzenleme olması gerektiğini vurgulandı.

 

Yargı mensuplarının kanundaki eksikliklere binaen sundukları öneriler şu şekilde;

  • Uzlaşma Bürosu kapsamında olan ölümde tehdit suçu uzlaşma kapsamından çıkarılmalıdır.
  • Suriye uyruklu kişilerin yaptığı evliliklere yönelik ‘çocuk gelinlere’ ilişkin yeni yasal düzenlemeler getirilmelidir.
  • AMATEM’lerin koşulları iyileştirilmeli, zorunlu tedavinin uygulanabilirliği arttırılmalı ve desteklenmelidir.
  • Sığınma evlerinin koşulları iyileştirilmeli, sığınma evine girip çıkan kadınların yeni adreslerinin bildirimini yapması sağlanmalıdır.
  • Yasa kapsamında görevli olan bütün kurumların koordinasyonunu sağlayacak bir gözlemevi oluşturulmalıdır.
  • Şiddet uygulananlar için aile hekimlerine bağlı psikolojik destek sağlayan merkezler geliştirilmelidir.
  • Şiddete şahit olan kamu görevlileri bu durumu ihbar etmemeleri durumunda yaptırıma tabi tutulmalıdır.
  • ŞÖNİM’ler etkin hale getirilmelidir.
  • Şiddet mağdurunun çocuk ya da eğitimine devam eden yetişkin bir birey olması durumunda okulunun değiştirilmesi konusunda da tedbir kararı verilebilmelidir.
  • Şiddet uygulayanın niyetini belirlemenin mümkün olmaması sebebiyle, yasa kapsamı, kadına yönelik, sadece cinsiyet sebebiyle ortaya çıkacak şiddeti kapsayacak şekilde değil, her türlü şiddeti kapsayacak şekilde genişletilmelidir.
  • Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bahsi geçen kanunla ilgili mücadelesini etkin kılacak saha çalışmaları yapmalıdır.
  • Medya’ya Toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetecek sıkı bir denetim getirilmeli ve bu alanda çalışacak nitelikli dil bilimci ve editörlerin istihdamı sağlanmalıdır.

 

Kadın alanında çalışma yürüten STK’ların katkıları

 

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu 3 Temmuz 2019’da gerçekleştirdiği toplantıda kadın alanında çalışma yürüten sivil toplum kuruluşların görüşleri dinlendi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarından temsilciler ve İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı’nın katılımıyla gerçekleşen toplantının gündemi 6284 kanun kapsamında sürdürülen uygulamalardaki eksiklikler ve sivil toplum kuruluşlarının tespit ettiği çözüm önerileriydi.

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) 

KADEM Hukuk Komisyonu Başkanı Canan Sarı, kadına yönelik şiddetin tek bir coğrafyaya, topluma, sınıfa ait bir olgu olmadığını bu yönüyle de hem ulusal hem de uluslararası mücadeleyi gerektirdiğini, bu mücadelede sivil topluma, devlete ve her bir bireye önemli görevler düştüğünü belirterek sözlerine başladı.

İstanbul Sözleşmesi ve akabinde oluşturan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte kadına yönelik şiddete karşı yoğun bir mücadele başlatıldığını aktaran Sarı, tüm olumlu adımlara rağmen şiddet konusunun Türkiye’nin gündemini işgal etmeye devam ettiğini vurguladı. Sürdürülen çalışmalara rağmen yetersiz kalınan bazı hususlara dikkat çekti.

Bu hususlardan hareketle KADEM’ in tespit ettiği çözüm önerileri ise şöyle;

  • Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nin hukuki boyutunun yanı sıra, şiddeti sona erdirme, ayrımcılığı sonlandırma ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda sosyal boyut da büyük önem arz etmektedir, bu noktada Türkiye’nin sözleşmedeki önleme, koruma, soruşturma ve kovuşturmaya ek olarak politika üretme yükümlülüğünü de yerine getirmesi gerekmektedir.
  • Şiddetin henüz başlamadan önlenmesi için toplumsal farkındalık çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Kadına yönelik şiddetin bir sosyal sorun olduğu anlayışından ziyade, insan hakkı ihlali ve ayrımcılık biçimi olduğuna ilişkin farkındalık kampanyaları düzenlenmelidir.
  • Şiddete başvurmaksızın sorun çözme yöntemlerinin öğretilmesi için kişiler arası iletişimin dâhil olduğu evlilik öncesi eğitim seminerleri yaygınlaştırılmalı, öncelikle pilot illerde zorunlu hâle getirilmeli, anne ve baba eğitim seminerleri yaygınlaştırılmalı ve ücretsiz hâle getirilmelidir.
  • Millî Eğitim Bakanlığıyla protokol yapılmak suretiyle drama sınıf ve bölümlerinde yapılacak somut pratiklerle şiddete başvurmaksızın sorun çözme yöntemleri öğrencilere somut örnekleriyle öğretilmelidir.
  • Toplumsal duyarlılığın etkin şekilde artırılması noktasında televizyon programları ve özellikle dizilerde kadın ve çocuğa yönelik şiddet sahnelerinde şiddeti özendirici nitelik taşımamasına ilişkin yasal düzenlemeler unutulmaksızın alt yazı veya uyarı işareti ve benzeri uygulamalarla şiddete maruz kalınması hâlinde yasal başvuru hakları konusunda bilgilendirmeler yapılmalıdır.
  • Şiddet faillerine ve cinsel saldırı faillerine verilen cezalar konusunda kamuoyu bilgilendirilmelidir.
  • Çalışma, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının şiddetle mücadelede kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri, özel sektör ve diğer alanlarda koordinasyon görevinin etkili bir şekilde gerçekleştirilmesi önemlidir.
  • Şiddetle mücadele konusunda kadına yardım veren kolluk güçlerinin ilçeler arasında yetki paylaşımının olması nedeniyle şiddete maruz kalan kadınların yetkili kolluk güçlerine aktarılması sorun oluşturmaktadır. İlçelerde kolluk güçlerinin aile içi şiddet vakaları bakımından yetki hususunun düzenlenip bu konuda esneklik sağlanmalı, bu suretle şiddet mağdurunun tekrar aynı olayları farklı kişilere anlatmak zorunda kalmasının önüne geçilmesi gerekmektedir.
  • Koruma organizasyonunda şiddet mağduruna ve şiddet failine birey odaklı esnek yaklaşım benimsenen hassas ve yapıcı terapiler öngören, sosyal değişim gerçekleştirilecek nitelikte psikososyal danışmanlık hizmeti verilmesi önemlidir.
  • Aile mahkemelerinin iş yükü dikkate alındığında sadece şiddet vakalarını derinlemesine inceleyecek, kadına yönelik şiddete ilişkin özel ihtisas mahkemeleri oluşturulmalı, bu şiddet mahkemelerinde hâkim, savcı, sosyal araştırmacı, psikolog, pedagog gibi uzman kadrolar da atanmalıdır.
  • Kolluk kuvvetlerinde kadına yönelik şiddet olaylarıyla ilgili ayrı birimin kurulması ve kurulacak birime uzman personel yerleştirilmesi de verimli olacaktır.
  • İstanbul Sözleşmesi’nin birçok hükmünün 6284 sayılı Kanun ve iç hukuktaki sair düzenlemelerde karşılığı bulunmasına karşın hayati öneme sahip olan kanunun uygulanması için yeterli bütçe tahsisi de yapılmalıdır.
  • Alo 183 hattının bütün şiddet mağdurlarına değil, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının hizmet alanı olan tüm konularda bilgilendirme yapan bir hat olması ve iş yüklerinin fazla olması nedeniyle, özellikle acil durumlarda şiddet mağduru ihtiyaç duyduğunda, yardım hattına ulaşamama riski bulunmaktadır. Bu nedenle şiddet mağdurları için ayrıca bir yardım hattı kurulmalı ve bu hat için de İngilizce, Türkçe, Kürtçe, Arapça gibi dil seçenekleri getirilmelidir.
  • Sözleşmeyle yüklenilen risk analizi sadece mağdurun hayati tehlikesi yönünden yapılmaktadır. Oysaki bununla beraber risk analizi daha kapsayıcı bir uygulama olup ölüm riskiyle beraber durumun ciddiyetine ve şiddetin tekrarlanma ihtimalini de içerir şekilde risk analizinin somut kriterleri belirlenerek muhtemel şiddetin önlenmesinde araç olarak kullanılmalıdır.
  • Kamu kurumlarında aile terapisinden faydalanacak birimler kurulmalıdır.
  • 6284 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde kolluk görevlileri için öngörülen çocuk ve kadının insan hakları ile kadın-erkek eşitliği konusunda eğitim alma şartı mülki idareler için de getirilmeli, uygulanabilir olması için ise eğitim çalışmaları yapılarak emniyet, valilik, kaymakamlıkta özel birimler oluşturulmalıdır.
  • “Şiddet uygulayan” tanımı kapsamına şiddet failini azmettiren kişinin girip girmeyeceği konusunda da belirsizlik mevcuttur. Bu hususun açıklanarak şiddet failini azmettiren kişinin de “şiddet uygulayanın” tanımına dâhil edilmesi ve bu şekilde şiddet mağdurunun azmettirene karşı da korunmasının sağlanması gerekmektedir.
  • Kadınlara karşı işlenen şiddet suçları için özel bir infaz sistemi gerekmektedir. Koruyucu tedbir kararları verilmesi aşamasında işlenen suçlar da şiddete başvuran kişiler için denetimli serbestlik, erteleme, paraya çevirme ve benzeri yöntemlere başvurulması engellenmelidir. Yine, bunun yanında izin kullandırma ya da herhangi bir nedenle erken tahliye durumlarında kadınlara önceden haber verilmesi gibi özel önlemler de alınmalıdır.
  • ŞÖNİM uygulamasına şiddet mağdurunun adli işlemler için önce ve zorunlu olarak karakola yönlendirilmeleri, ulaşım vasıtası yönünden sıkıntı yaşamaları, şiddete maruz kalanların mağduriyetini artırmakta, yeterli bilgi ve psikolojik desteğe ulaşamamaları sonucunu doğurmaktadır. Yasal bir değişikliğe gerek kalmadan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığının imzalayacağı bir protokolle bu sorun da çözüme kavuşturulmalıdır.
  • 6284 sayılı Kanun’a göre oluşturulan arşiv ve verilerin gerektiğinde kişilik haklarına aykırılık teşkil etmeyecek şekilde ilgili kurum ve kuruluşların paylaşımına sunulması da önem arz etmektedir. 6284 sayılı Kanun uyarınca yapılacak olan başvurularda bürokratik işlem ve engeller olmamalı, taleple süreç başlamalı ve tüm hizmetler aynı çatı altından koordine edilerek kurumlar arası iş birliği benimsenmelidir.
  • ŞÖNİM’lerde yeterli sayıda uzmanın çalışması sağlanmalıdır.
  • ŞÖNİM’in iş yükünü artıran, ayrıca fail ve mağdurun aynı binada olmasıyla sonuçlanan şiddet failinin rehabilitasyonu görevi farklı kurumlara verilmelidir.
  • ŞÖNİM lokasyonlarının kadınların rahatlıkla ulaşabilecekleri şekilde konumlandırılmaları gerekmektedir.
  • Cinsel şiddet mağdurları için ayrı bir kurum olarak tecavüz, cinsel şiddet, kriz merkezleri kurulmalıdır.
  • ŞÖNİM’lerin özel ihtiyaç sahibi ve şiddete açık hassas grup kadınlara hizmet üretecek biçimde de düzenlenmesi gereklidir.
  • Süresiz nafakadan dolayı mağdur olduğunu ileri süren erkeklerin mağduriyetinin, süresiz nafakanın kaldırılıp süreli nafaka sisteminin getirilerek değil, kanun maddesine eklenecek “Süresiz veya süreli şeklinde talep edilebilir.” şeklinde bir düzenlemeyle giderilmelidir.

 

Türk Kadınlar Birliği (TKB) 

 

TKB Temsilcisi Av. Sema Kendirci Uğurman da GREVIO raporunda Türk Hükümetine yönelik yapılan “ Sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmanız gerekmektedir” eleştirisine değinerek konuşmasına başladı. Sivil toplum kuruluşlarının devletin ulaşamadığı alanlara da nüfuz etme şansı olduğunu belirten Uğurman, devlet ve sivil toplum kuruluşları arasındaki iş birliğinin kuvvetlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

GREVIO raporunda belirtildiği üzere, taraf devletlere gönderilen tavsiye kararları ya da raporların çevrilerek görevli, yetkili, sorumlu bütün kurumlara ulaştırılması gerektiğini fakat bu konudaki eksikliklerin devam ettiğini vurguladı.

Şiddetin toplumsal cinsiyet eşitliğinin yokluğunda ve eşitsiz güç ilişkileri sonucunda ortaya çıktığını, bu eşitsizliği ortadan kaldıracak bütüncül bir politika benimsenmesi gerektiğine dikkat çekti.

Bunlara ek olarak,  hem merkezi devletin hem de yerel yönetimlerin şiddetle mücadele için yeterli bütçe tahsis etmesi gerektiğini vurguladı.

Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı 

 

Mor Çatı Temsilcisi Zuhal Güreli ise İstanbul Sözleşmesi’ne, 6284 sayılı kanuna aşina olmayan avukatların, hâkimlerin, savcıların olduğunu belirtti. Bu çerçeve nitelikli eğitimlerin gerekliliğine dikkat çeken Güreli,  bu alanda eğitim alan görevlilerin o görevdeki devamlılığının da önemli olduğunu vurguladı.

Ayrıca, devlet mekanizmalarında kullanılan söylemlerin önemine dikkat çeken Güreli, söylemlerin toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetecek şekilde kurgulanmaması halinde kanunun uygulanması sürecinde ihmal edilebilirlik algısı doğurabileceğinden bahsetti.

Buna ek olarak, kadının sığınak ihtiyacı olması durumunda kendi sığınaklarından destek sağladıklarını, sağlayamadıkları durumlarda ise devlet sığınaklarına yönlendirdiklerini belirten Güreli, bu kapsamda devlet sığınaklarındaki problemlere dikkat çekti.

Öncelikli olarak devlet sığınaklarının sayıca yetersiz olduğunu ifade eden Güreli, sığınaklara giriş yapan kadınların da kısa süre içerisinde bu merkezlerden ayrıldığını, kadınların sığınak koşullarının elverişsiz olduğunu belirttiğini aktardı. Sığınakların fiziksel koşullarındaki yetersizliğin yanı sıra görevlilerin kadınlara yönelik cinsiyetçi yaklaşımları ve kötü muameleleri de bu merkezleri kadınlar için elverişsiz kılıyor.

Bunlara ek olarak, sığınaklar arasında bir standart olmadığını ve her ilde farklı özellikler gösterdiklerini belirten Güreli, sığınaklar arasında koordinasyon sağlanmasının gerekliliğine dikkat çekti.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşadığı problemlere ek olarak yabancı uyruklu kadınların sığınak hizmetinden yararlanamıyor oluşunu büyük bir problem olarak nitelendiren Güreli, il koordinasyon toplantısında yabancı uyruklu veya kimliksiz kadınların ilk kabul birimine alınmasını öngören bir karar alındığını fakat uygulamaya konmadığını belirtti.

Sığınakların sadece bir barınak olmadığını, kadının sığınaktan çıktıktan sonra şiddetsiz kuracağı hayatı için desteklenmesi gerektiğini, bu kapsamda kadını bağımsızlaştırıcı ve güçlendirici çalışmalar yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Sığınaklara 12 yaşından büyük erkek çocuklarının alınmıyor olmasının kadının sığınağa başvurmaması için kuvvetli bir etken olduğunu belirten Güreli, söz konusu durumdaki kadınlar için çocuğuyla beraber ev tahsis edilmesi gerektiğini belirtti. Gürel buna ek olarak, sığınaktaki çocukların okula kaydının yapılmıyor olmasının da kadınlar üzerinde caydırıcı bir etkisi olduğundan bahsetti.

Kadınların genel sağlık sigortasından faydalanması gerektiğini ifade eden Güreli, eşinin SGK borcu sebebiyle sağlık hizmetlerinden yaralanamayan kadınların olduğunu dile getirdi.

Güreli, kadınların nafaka konusunda karşılaştıkları sorunlar üzerine çalışmalar yapılması ve mağduriyetlerinin telafi edilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca, nafaka süresi ve kusur konusunda mevcut yasanın değiştirilmemesini ve hukuki süreçler sonucunda nafaka yükümlülüğünün yerine getirilmesine ilişkin güçlüklerin tespit edilmesini ve buna ilişkin çözümler üretilmesini önerdiklerini dile getirdi.

Kadın Dayanışma Vakfı 

 

Kadın Dayanışma Vakfı Temsilcisi Huriye Karabacak Danacı, İstanbul Sözleşmesinin öngördüğü üzere kadın örgütlerinin eşit birer partner olarak uygulama, değerlendirme süreçlerine katılımının sağlanmamasını eleştirerek sözlerine başladı.

2018 yılında yapılan Türkiye aile içi araştırmasına göre şiddete uğrayan kadınların sadece %11’inin başvuruda bulunduğunu belirten Danacı, başvuran kadınların da başvurdukları merkezlerde toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı bir bakış açısıyla verilen hizmet, mekanizma ya da bir planlama olmaması sebebiyle memnun kalmadıklarını aktardı.

Danacı, Türk Ceza Kanunundaki uzlaştırma konusunun İstanbul Sözleşmesine uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtti.

Kadına yönelik şiddetin tek bir kurumla ya da tek bir sektörle çözülecek bir konu olmadığını çok taraflı, çok sektörlü bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı.

Danacı, İstanbul Sözleşmesi’ne göre, şiddet mağduru kadının maddi ve manevi zararları eğer failden tazmin edilemiyorsa şiddete uğrayan kişilerin zararlarının devlet tarafından karşılanması gerektiğini ifade etti.

Başkan: Komisyon çalışmaları devam edecek 

 

Komisyon, 3 Temmuz’da bu yasama yılının son toplantısını gerçekleştirdi. Komisyon Başkanı Kayseri Milletvekili Hülya Nergis toplantı sonunda yaptığı konuşmada, “bizim nihai hedefimiz kadına karşı şiddetin ortadan kaldırılması. Bu noktada da yasal anlamda bizim imzaladığımız uluslararası sözleşmeler tabii ki bizim iç hukukumuzdaki kanunlar gibi bağlı olmamız, uygulamamız gereken hukuki metinlerdir” dedi. Başkan, Türkiye’de bu noktada ciddi bir çalışma olduğunu, İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması ve izlenmesiyle alakalı da ciddi bir çalışma ve iradenin ortaya konduğunu ifade etti. Başkan, ayrıca komisyondaki çalışmalara  başka sivil toplum kuruluşlarının da davet edileceğini ve bu STK’ların getirecekleri, sunacakları raporlar varsa, bu raporların yazılı isteneceğini ve komisyona ulaştırılacağını duyurdu.

YAZAR mecliste.org

mecliste.org, meclisin yasama, denetim ve temsil işlevleri hakkında ve kanun tasarı ve tekliflerinin içeriği ile ilgili doğru, güvenilir bilgiye sahip olmak, kanun tasarı ve teklifleri ile ilgili farklı bakış açılarını görmek, yasa yapım sürecinde karar vericilere görüşlerini ve önerilerini iletmek isteyenlerin Türkiye’de ilk kez buluşacağı bir platform.